Sonsuzluk Yanılgısı: Koca Bir İmparatorluk Kendi Ağırlığı Altında Nasıl Ezildi
Tarihin en büyük yanılgılarından biri, düzenin sonsuza kadar süreceğine inanmaktır. Bugün Roma’dan bahsettiğimizde gözümüzün önüne mermer sütunlar, disiplinli lejyonlar ve dünyayı dize getiren o muazzam kudret geliyor. Romalılar da tam olarak böyle hissediyordu. Onlara göre Roma, "Roma Aeterna"ydı. Yani Sonsuz Şehir. Kıyamete kadar ayakta kalacak, medeniyetin meşalesi olacaktı. Ama olmadı...
MS 476 yılında, son Batı Roma İmparatoru Romulus Augustus tahttan indirildiğinde, gök gürültülü bir kıyamet kopmadı. Dünya ikiye yarılmadı. Hatta o gün Roma sokaklarında hayat, bir önceki günden çok da farklı değildi. İşte Roma’nın çöküş hikayesindeki en ürpertici detay da budur: Devler bazen büyük bir gürültüyle değil, yavaş yavaş, çürüyerek ve sessizce ölürler. Peki, Akdeniz’i kendi iç gölüne (Mare Nostrum) çeviren bu devasa organizma nasıl oldu da darmadağın oldu? Gelin, tarih kitaplarındaki sıkıcı maddeleri bir kenara bırakıp, imparatorluğun röntgenini çekelim.
1. "Başkası Yapsın" Sendromu ve Ordunun Barbarlaşması
Roma’nın yükseliş döneminde, bir Romalı için orduya katılmak, vatan için ölmek en büyük onurdu. Disiplin, Roma’nın omurgasıydı. Ancak imparatorluk genişleyip zenginleştikçe, Roma vatandaşı olmanın getirdiği konfor, savaşçılık ruhunu köreltmeye başladı. Kimse sıcak yatağını bırakıp Germanya ormanlarında barbar kovalamak istemiyordu. Çözüm neydi? Parasıyla asker tutmak. Roma, sınırlarını korumak için, savaştığı barbar kabilelerden asker devşirmeye başladı (Foederati). Kulağa pratik geliyor değil mi? "Barbarı, barbara kırdırmak." Ama bu, evin anahtarını güvenlik görevlisine verip, sonra o görevlinin evin sahibi olduğunu iddia etmesine şaşırmak gibiydi. Zamanla ordu, Roma’ya sadakat duyan vatanseverlerden değil, en çok parayı verene kılıç sallayan paralı askerlerden oluşmaya başladı. Komutanlar imparatorları değil, ceplerini düşünür oldu. İmparatorluk ordusu, imparatorluğu yiyen bir canavara dönüştü.
2. Enflasyonun Atası ve Ekonomik Çöküş
Ekonominin bozulması sadece modern dünyanın sorunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Roma ekonomisi, sürekli fetih ve ganimet üzerine kuruluydu. Sınırlar genişlemeyi durdurunca, ganimet akışı kesildi ama harcamalar (ordu, bürokrasi, halka dağıtılan bedava tahıl) artarak devam etti. İmparatorlar ne yaptı? Bugünün "para basma" mantığının antik versiyonunu uyguladılar: Paranın içindeki gümüş oranını düşürdüler. Elinizdeki Denarius (Roma parası) eskiden %95 gümüşken, zamanla %5 gümüş, %95 bakır hale geldi. Esnaf aptal değildi; paranın değersizleştiğini görünce fiyatları artırdı. Hiperenflasyon Roma’yı vurdu. Ticaret çöktü, insanlar şehirden kaçıp kendi kendine yetebilen kırsal malikanelere sığındı. Bu da ileride Orta Çağ derebeylik sistemini doğuracak olan tohumdu.
3. Sınırda Bekleyen "Öteki": Kavimler Göçü
Bizim tarih derslerinden aşina olduğumuz o meşhur sahne: Hunlar batıya doğru at sürer, önlerine çıkan Cermen kavimlerini (Gotlar, Vandallar, Franklar) iter ve bu kavimler de Roma sınırlarından içeri "mülteci" ve "istilacı" karışımı bir dalga olarak girer. Roma bu dalgayı yönetemedi. Özellikle 378’deki Hadrianopolis Savaşı (Edirne yakınları) tam bir kırılma noktasıdır. Roma imparatoru Valens, Gotlar tarafından öldürüldü ve ordusu yok edildi. Bu, barbarlara şu mesajı verdi: Roma yenilmez değil. Sonrasında Alarik liderliğindeki Vizigotların 410 yılında Roma şehrini yağmalaması, psikolojik olarak imparatorluğun bittiği andı. 800 yıldır işgal edilmeyen "Sonsuz Şehir", barbar çizmeleri altında eziliyordu.
4. Doğu ve Batı'nın Boşanması
5. Hristiyanlık ve Zihniyet Değişimi
Bu konu tarihçiler arasında hala tartışmalıdır (Edward Gibbon sağ olsun). Teori şudur: Roma, çok tanrılı döneminde imparatoru bir tanrı gibi görür ve devleti kutsardı. Hristiyanlığın kabulüyle birlikte odak noktası "bu dünya"dan "öteki dünya"ya kaydı. Pasifist öğretiler, "hakkını kılıçla arayan" Roma ruhunu yumuşattı. Yetenekli ve zeki adamlar devlet yönetimine veya orduya girmek yerine kiliseye girmeyi, manastırlara kapanmayı seçti. Devletin ihtiyaç duyduğu beyin takımı, enerjisini teolojiye harcamaya başladı. Bu, çöküşün tek sebebi olamaz elbette ama toplumsal dokudaki değişimin büyük bir parçasıydı. Son Perde: Sessiz Bir Veda İşin aslı, Roma bir günde çökmedi. Yüzyıllar süren bir erimeydi bu. 476 yılında Odoacer adında bir Cermen komutan, Batı Roma İmparatoru olan çocuk yaştaki Romulus Augustus'u tahttan indirdiğinde onu öldürmedi bile. Ona bir emekli maaşı bağlayıp, Napoli yakınlarında bir villaya gönderdi. Sonra da imparatorluk nişanlarını paketleyip İstanbul’a, Doğu Roma İmparatoru’na yolladı ve şöyle dedi: "Batı için artık bir imparatora gerek yok, ben sizin adınıza burayı yönetirim." İşte koca Roma İmparatorluğu, kanlı bir finalle değil, bir kargo paketiyle tarihe karıştı. Roma'nın çöküşü bize şunu hatırlatıyor: Hiçbir sistem, hiçbir devlet ve hiçbir güç, eğer kendi iç dinamiklerini yenileyemez ve değişen dünyaya ayak uyduramazsa sonsuza kadar yaşayamaz. Tarih, "bize bir şey olmaz" diyenlerin mezarlığıyla doludur. Fikir Mahzeni'nden şimdilik bu kadar. Roma'yı konuşurken bugünü düşünmemek elde değil, değil mi?