Sokakların İçinden Gelen Bir Aristokrat
M.Ö. 100 yılında doğan Sezar, aslında köklü bir aileden gelse de, hikayesi "altın tepside sunulan bir hayat" değildi. Gençlik yılları, Roma’nın o acımasız siyasi çalkantıları içinde geçti. Hatta dönem dönem o kadar fakirleşti ki, Roma'nın arka sokaklarında hayatta kalma mücadelesi verdi. Ama Sezar’da şeytan tüyü vardı; hitabeti güçlüydü, zekiydi ve insanları nasıl etkileyeceğini çok iyi biliyordu.
Siyasi kariyerine avukatlık ve aslında bir nevi "organizatörlük" yaparak başladı. Evet, yanlış duymadınız. Halkın gözüne girmek için devasa şenlikler ve gladyatör oyunları düzenledi. Borç harç içinde yüzerken bile bu gösterişten vazgeçmedi.
Gladyatör oyunları o dönem Roma'nın afyonuydu. Genellikle savaş esirleri ve kölelerden seçilen bu insanlar, halkı hem eğlendirmek hem de "Roma ruhunu" ve savaşçılığı diri tutmak için arenada vahşi hayvanlarla ya da birbirleriyle ölümüne dövüşürlerdi. Sezar, halkın bu kana susamışlığını siyasi bir basamak olarak ustaca kullandı.
Aynı zamanda derin bir Pagan inancına sahipti. Doğadaki her nesnenin bir ruhu olduğuna inanan, ritüellere sıkı sıkıya bağlı bir adamdı. Bu inanç sistemi, onun kaderci ama bir o kadar da cüretkar kararlar almasında hep bir arka plan oluşturdu.

(Bkz: Paganizm: Tanrısal varlıkları sembolize eden somut nesnelere tapınmayı ve tazimi içermekte olup, atalarkültü, natüralizm/doğa tapıcılığı, animizm vb. ile ilişkilidir. Eski Kuzey Avrupa, İskandinav inançlarından, Yunan, Roma, Mezopotamya ve İran dinleri de paganizmle ilişkilendirilerek tanımlanmıştır.)
Askeri Deha: Mühendislik, Hız ve Psikoloji
Sezar'ı Sezar yapan asıl şey, takım elbisesi (yani togasını) çıkarıp zırhını giydiği anlardı. Roma ordusu hantal ve klasik bir yapıyken, Sezar onu adeta modern bir "özel kuvvetler" birliğine dönüştürdü.
Askeri reformları sarsıcıydı. Disiplin anlayışı o kadar katıydı ki, askerler yorgunluktan veya korkudan şikayet ettiğinde cevabı bazen onları çarmıha gerdirmek olabiliyordu. "Ya zafer ya ölüm" sözü onun ordusunda bir slogan değil, bir yaşam biçimiydi. Ama askerleri ona tapardı; çünkü o da askerleriyle aynı yemeği yer, onlarla yürürdü.
Sezar'ın savaş alanındaki imzası **"Hız ve Sürpriz"**di. Düşman daha sabah kahvaltısını yapmadan Sezar'ın lejyonları tepelerinde biterdi. Ama bence en büyüleyici yönü mühendislik zekasıydı.
Buna en iyi örnek Alesia Kuşatması'dır. Galya'da (bugünkü Fransa) isyancıların lideri Vercingetorix'i bir tepeye sıkıştırdı. Ancak Galyalıların yardımına gelen devasa bir ordu daha vardı. Sezar ne yaptı dersiniz? Alesia kalesinin etrafına bir duvar ördü, sonra kendisine saldırmaya gelen dış orduyu durdurmak için kendi ordusunun etrafına ikinci bir duvar daha ördü. İki duvarın arasında savaşıp her iki orduyu da perişan etti.
Bkz: Alesia Kuşatması : Tarih Eylül MÖ 52 Bölge Galya, Alesia (modern Alise-Sainte-Reine, Fransa) Sonuç Roma Zaferi
Galya Savaşları ve Rubicon: Zarlar Atıldı
M.Ö. 58-50 yılları arasında süren Galya seferi, tam bir güç gösterisiydi. Sezar, yaklaşık 1 milyon Galyalıyı öldürdü, bir o kadarını da esir alıp köle yaptı. Bu rakamlar o dönemin nüfusu için korkunçtur. Bu seferler sırasında yazdığı Galya Savaşları adlı eserinde yaptıklarını öyle bir anlatır ki, sanırsınız Roma’ya medeniyet götürüyor. Oysa yaptığı şey Roma’nın sınırlarını ve kendi servetini katlamaktı.
Ancak Roma’daki senatörler, "Bu adam çok güçlendi, başımıza bela olacak" demeye başlamıştı. Ona "Ordunu bırak, Roma'ya sivil olarak dön" dediler. Sezar ise M.Ö. 49'da tarihin en büyük kumarını oynadı. Ordusuyla birlikte Roma sınırını çizen Rubicon Nehri'ni geçti. Bu, açık bir darbe ve iç savaş ilanıydı. "Alea iacta est" (Zarlar atıldı) sözünü burada söyledi. Sonuç? Rakibi Pompei'yi ezdi geçti ve Senato tarafından "Ömür Boyu Diktatör" ilan edildi.
bkz : Sezar'ın geçtiğine inanılan nehir (Lacivert) , Suetonius'a göre Sezar, nehri geçtiği sırada meşhur ālea iacta est ("Zar atıldı") sözünü söylemiştir
Anadolu Topraklarında Bir Efsane: "Veni, Vidi, Vici"
Burası bizim için ayrı bir parantez. Sezar, iç savaş sırasında Anadolu'ya da geldi. Zela Savaşı'nda (Bugünkü Tokat/Zile) Pontus Kralı Farnakes'e karşı o kadar hızlı ve kesin bir zafer kazandı ki, Roma'ya o meşhur, kısa ve öz mektubu yazdı: "Veni, Vidi, Vici" (Geldim, Gördüm, Yendim).
Bu söz sadece bir zafer çığlığı değil, aynı zamanda Sezar'ın karakterinin özetiydi: Hızlı, keskin ve sonuç odaklı. (Küçük bir dilbilgisi notu: Bugün kullandığımız "Video" kelimesi de Sezar'ın "Vidi"sinden, yani "görmek" kökünden gelir.)
Aşk, İhanet ve Son Perde
Tabii ki Sezar denince akla gelen bir diğer isim Mısır Kraliçesi Kleopatra. Bu ilişki, Hollywood filmlerindeki gibi sadece romantik bir aşk değildi; iki devasa gücün birleşmesiydi. Kleopatra'nın zekası ve Sezar'ın gücü birleşince Akdeniz bir Roma-Mısır gölüne dönüşüyordu. Bu ilişkiyi başka bir yazımızda derinlemesine inceleyeceğiz.
Ancak güç, yanında düşmanları da getirir. Roma Senatosu'nda cumhuriyetçi geleneklere bağlı olanlar (ve tabii ki Sezar'ı kıskananlar), onun krallığını ilan etmesinden korkuyordu.
Ve o meşhur gün... M.Ö. 44 yılının 15 Mart'ı (Ides of March). Sezar, senatoya girdiğinde etrafı sarıldı. Bıçak darbeleri ardı ardına inerken, saldırganların arasında manevi oğlu gibi sevdiği Brütüs'ü gördü. O an fiziksel acıdan çok, kalbindeki kırıklıkla o ölümsüz sözler döküldü dudaklarından: "Et tu, Brute?" (Sen de mi, Brütüs?).

Sezar'ın Gölgesi
Sezar, yerde kanlar içinde yatarken aslında ölümsüzleşmişti. Onun mirası sadece Roma'yı bir İmparatorluğa dönüştürmekle kalmadı; yüzyıllar sonra bile "Kayzer" (Alman) ve "Çar" (Rus) kelimeleri onun isminden türedi. Hitler gibi modern zaman diktatörlerini de etkiledi; Nazi selamının Roma selamından devşirilmesi tesadüf değildir.
Sezar; zekası, çok yönlülüğü (aynı anda hem yazıp, hem konuşup, hem de dinleyebildiği söylenir) ve vizyonuyla, dünya tarihinin en efsanevi ve bilindik liderlerinden biri haline geldi ve ismi bu evrende asla ölmeyecek.